Neden hep en olmayacak şeyleri isteriz hayattan?
Bir bakış yeter derken neden o bakışın devamını isteriz? Çok mu aç gözlüyüz ya da çok mu hırslı? Neden azla yetinemiyoruz? Ya da bu yazının öznesi birinci tekil şahıs mı olmalı birinci çoğul şahıstan ziyade?
Yoruyorum evet farkındayım çünkü ben çok yoruldum, bunaldım, sıkıldım... Bir gecede en fazla kaç kere derin bir uykudan uyanabilir ki insan, ben uyanıyorum son birkaç aydır, defalarca, artık sayısını unuttuğum kadar çok, çok... Ama bu sevdiklerimi, çok sevdiklerimi üzmem için geçerli bir mazeret değil farkındayım, ben sadece biraz kıymet görmek istiyorum ya da bu kadar kısa zamanda alıştırıldığım şeylerin devamını, çok mu istediğim şey ya da anlamsız mı bu zaman için?
Mutsuz değilim ya da hiç gerçekten sorgulamadım o sol tarafta atıp da beni hiç dinlemeyenin sesini. Ama mutlu da değilim evet çünkü mutluluğun ilk kez parayla ilgisi olduğunu öğrettiler bana, yazık... Halbuki ben en parasız zamanlarımda bile mutsuzluğu cümle içinde kullanmamıştım fakat şimdi karşımda biri var bunun tam tersini savunan. İçimde bir yer öyle çok acıyor ki tarif edilemez biçimde, ben sadece o acı bazen içimi çok yaktığında beni nefessiz bıraktığında ve artık ağlamaya dermanım kalmadığında can yakıcı cümleler kuruyorum ama hep yanlış anlaşılıyorum.
Ve tüm bunların yanında çok seviyorum... İlk kez birini gerçekten sevdiğimi hissederek seviyorum ama bunu gösteremiyorum.
Bu yazı da yarım kaldı, çaresizlik ne zor Tanrım...