31 Mart 2009 Salı

Alone


Dünyaya gelirken de "tek"tim.

30 Mart 2009 Pazartesi

Pilizzz

Aylardan sonra ilk kez hafta içi bir akşam dersim yok...

Ama ne fayda evde oturduktan sonra:) Dün muhteşem bir lunaparka gitme teklifini reddetmek zorunda kalan şu naçiz kulun evde iki gündür karton bir lunapark maketi ile uğraşıyor olması ironi değil de nedir sorarım sana ev sevgili okur. Aslında bu sıralar beni kendime getirecek en iyi şey içinde tüm şımarıklıkların yapılacağı kocaman bir gün hediyesi... Güne güzel bir yerde kahvaltı ile başlanmalı önce, bol bol çay içilip dilim dilim ekmekler yenmeli şapur şupur, mekân Cafe Shop olabilü orası denenmiş ve beğenilmiştir. Sonrasında belki, adı ile müsemma kavhe içilmeli malum kahvaltı bile kahve için yapılırmış eskiden ya da kahve içilmeden deniz kenarında az biras yürüyüş yapılmalı kulakta Norah'dan bir ezgi ya da sevilenin sesi ile... Yorunulduğunda ki ya kahvaltıdan sonra yürüyüş ya da aşk bir süre sonra keser soluğu, soluklanmak için oturmalı bir yerde. Bu sefer ağaçlar içinde bir yer olmalı ama kuş sesleri duyulmalı her yerden, tatlı yenmeli bu sefer çünkü güzel sohbet etmek ister gönül. Ya konuşmalı uzun uzun ya da susmalı. Ama mutlaka çok sevilen biri olmalı insanın yanında böyle bir durumda yaşadığını hissetmesi için, ya bir dost ya bir sevgili ya da en kötüsü bir kitap:)

Sonra... Canı ne istiyorsa sırayla yapmalı işte hazır günler uzamış güneş daha geç gider olmuşken...

Gün biterken çok yorulmuş, çok dinlenmiş ve çok keyiflenmiş olabilmeli insan ve bu huzurla eve gitmeli deliksiz bir uyku çekmeli.

Yok mudur bana eşlik edecek bir insan kişisi Tanrım:(

27 Mart 2009 Cuma

Dıt dıt dıt...


İlaç almam gereken saatin alarmını biri arıyor sandım ya...
Ah çaresizlik, ah yalnızlık...

Bla bla bla

İçimdeki bu huzursuzluk, bu sıkıntı, bu gelecek kaygısı ne zaman bitecek?

En huzurlu anlarımda bile yaptığım para hesapları, en çok kahkaha attığım anda bile içime çöken hüzün hep sürecek mi?

Ben çok yoruldum bu durumdan ama. Biraz daha korkusuz olmak istiyorum gelecek günlere dair, çok mu şey istiyorum acaba?

Ve bir de şu kahrolasıca işsizlik... Evet para kazandığım bir işim var, evet belamı mı arıyorum deli miyim, evet insanlar benim kadar para kazanmak için günde 10 saat çalışıyor, hepsini biliyorum farkındayım ama... Beni de anlayın nolur yahu, bundan üç ay önce tam anlamıyla "köpek" gibi çalışan biri bir anda günlük çalışma saatini iki saat yapınca ortada ne biyolojik saat ne kafa dinginliği ne de başka bişi kalıyor. Sadece en sevdiklerine bile belli etmemek için kıvrandığın korkunç geçen hatta geçmeyen iç sıkıcı saatler kalıyor.

Haziran'a kadar böyle olmak zorunda bilen biliyor nedenini. Bense hiçbir şey bilmiyorum, tek bildiğim istediğim bu değil...

26 Mart 2009 Perşembe

Rüya

Hangisi doğrusu?

Önceki hayatında kıymet verilmezken hiç hatta hor görülürken şimdi her şeyin zıt yönde -ki matematikçiler ve az çok açı kavramını bilenler buna 180 derecelik bir dönüş der- değişmesi insanı korkutmaz mı?

Beni korkutuyor sevgili okur, hem de fena hâlde...

Şımartılıyorum ben bu aralar, çok hem de. Ama ödüm kopuyor bu durumdan ya bir gün her güzel şey gibi bu da biterse diye. Yine de yaşamak istiyorum doya doya hissede hissede... Kıymet verilmek ne güzel şeymiş Tanrım. Bünyem bundan fazlasını kaldırır mı diyorum her geçen gün ama insan kalbini anlamak mümkün değil kaldırabiliyor. Seni evinin sıcağından çıkıp bir üst geçidin tepesinde bekleyenler de çıkıyormuş, ne hoş...

Bu rüyanın bitmesinden korkuyor ama uyanmamak için gözlerimi sıkı sıkı kapıyorum...

23 Mart 2009 Pazartesi

Workingggg


Çok canım sıkılıyor yahu, çalışan yorulan insanlara özeniyorum ben:(

20 Mart 2009 Cuma

Çöp

Anılardan çöp olur mu? nun cevabını veriyorum bu sıralar. Evet olurmuş sevgili okur, bazı anılardan çok güzel çöp olurmuş. Çünkü içindeki anlam bitince geriye koca bir hiç kalırmış ve yeri de sokağın başındaki konteynermış.

Bu kadar.

18 Mart 2009 Çarşamba

Dua



Tanrım;

Lütfen yoluna girsin artık düzensizlikler...

16 Mart 2009 Pazartesi

Liste

Bir Gün: Pazar, öğleden sonra ile akşam arası, o çabucak geçen saatler.
Bir Şehir: İstanbul
Bir Renk: Hiç düşünmeden mor.
Bir Çiçek: Sarı gül ama dalında, koparılınca sarısını yitiriyor ve kalbimi üzüyor çünkü.
Bir Kuş: Martı kuşu:)
Bir Mısra: "Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu/İki kere öpsem üçün boynu bükük..." (C.Süreya)
Bir Ders: Kompozisyon dersi
Bir Kitap: "Heidi". Okuma serüvenimin ilk basamağı, dedesini hiç tanımamış biri olarak imrendiğim kırmızı yanaklı kız.
Bir İçecek: Yanında güzel bir sohbetle kahve, neli olursa olsun hem de.
Bir Ay: Ocak, ocak, ocak ama çok karlı bir Ocak.
Bir Deniz: Marmara Denizi; bir ülkenin içine sığındığı için belki çok acıyorum ona.
Bir Soru: Neyin var?
Bir Ağaç: Erik ağacı; yeni çiçek açarken, gelin gibi.
Bir Ses: Sevilenin sesi...
Bir Kelime: Balım
Bir Şarkı: İki Parça Can
Bir Film: Esaretin Bedeli; Tim Robbins ve Morgan Freeman benim için oynadı o filmde, biliyorum...












Bir Aktör: Alfred James Pacino, ister 69 ister 169 yaşında olsun, hiç önemli değil:)
Bir Yazar: Paul Auster, alıp başını gidenlerin yazarı.
Bir Hayal: Sıcacık bir yuva.
Bir Mekân: Sultanahmet, Alman Çeşmesi, oradaki banklardan herhangi biri.
Bir İsim: Mehlikâ, Yahya Kemal'in "Mehlikâ Sultan" şiirine hayranlıkla.
Bir Koku: Makarnanın suyunun kokusu.
Bir Acı: Babanı ağlarken görmek.
Bir Sevinç: Bir bayram sabahı abinin Mersin'den gelmesi.
Bir Huzur: Uyuyamam dediğin bir durumda uyumak, hem de derinden.



Calm Down

Zaman mı çok çabuk geçiyor yoksa bana mı öyle geliyor???

Pazartesiyi hatırlıyorum sonra da cumayı... Aradaki günler birbirinin aynısı telaşlarla geçen boş saatler gibi, bazen denk getirilen iki saatlik kaçamaklar güzelleştiriliyor günü sadece. Yaşlanıyor muyuz yoksa? Neden her şey bu kadar hızlı, bu kadar acele, bu kadar çabuk?

Neden?

13 Mart 2009 Cuma

OF

Uykusuzum, belim tutulmuş, kıymetlim daralmış...
Off...
Of...

130209-130309


12 Mart 2009 Perşembe

9 Mart 2009 Pazartesi

Ellerin...


ellerin, ellerin ve parmakların

bir nar çiçeğini eziyor gibi.


ellerinden belli olur bir kadın,


denizin dibinde geziyor gibi.


ellerin, ellerin ve parmakların.

8 Mart 2009 Pazar

Susmalı mı susmamalı mı? Yoksa hiç nefes almamalı mı? Ama ben nefes almazsam blog yazamam ki...

Ben susmayı çok geç öğrendim aslında. Eskiden ne hayatları sıktım ne hayatlarda kötü anılar bıraktım iyi bilirim ama sonra hayatıma bir daha asla girmeyecek bir kadın bana çok konuşmanın ne demek olduğunu öğretti çok konuşarak... Sonra ben sustum, hem de öyle bir sustum ki bu sefer de beni hiçbir şeyi anlamaz sandılar, çok yanıldılar. Haksızlığa uğradım sustum, acı çektim sustum, mutlu oldum sustum, mutsuz oldum sustum, hep ama hep sustum. Üstüme geldikçe kötü günler ben hep sustum, ta ki... Sonra bitirdim tüm geçmişi, tüm anıları, tüm yaşanmışlıkları...

Şimdi yeni günler var önümde, yeni bir hayat, yeni planlar... İnsan nasıl da cıvıl cıvıl oluyormuş böyle durumlarda, unutmuşum... Herkese ben iyiyim demek güzel şeymiş...

Ama...

Bugün anladım ki ben gene susmalıyım. Çünkü ben güzel şeylerden bahsettikçe insanlar kötü örneklerle kesiyor sözümü. Bir anlamı var mı çabalamanın güzel günler için, elbet var ama yine de...

Bir süre susmam gerek; kıymetliler için, geleceğim için, mutluluğum için ve en çok da kendim için...

Tıp.

Hamiş: Sevmem ben üç noktalı cümleleri aslında sevgili okur ama bugün hiçbir şeyi tamamlayasım gelmiyor nedense, sen fill in the blanks please istersen küfür yaz, istersen şiir yaz ama ben artık oynamıyorum. Bitti.

Aşk...

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı


Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik


Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.


Cemal Süreya

6 Mart 2009 Cuma

Sleepless

Fazlasıyla uykusuz insan kişisiyim şu aralar, en son ne zaman yatağımda yattım hatırlamıyorum, birkaç gündür salondaki kanepede uyku ile uyanıklık arası bir durumda sızmaktayım ey sevgili okur... Derslere bile minibüste uyurum diye yürüyerek gidiyorum o kadar yani:) Şaşıracaksınız ama sebebi güzel bu durumun, sesim soluğum çıkmıyor bu yüzden... Aman ne dicektim ben ya, kafa yok ki şu aralar toparlayim gelicem du bakalım:)

1 Mart 2009 Pazar

Giden ay geleni aratır mı acep?

Şubat da geldi geçti... Nasıl da enteresan nasıl da başı sonu belli olmayan sürprizli bir aydı... İşin ilginç tarafı da sürprizlerin hâlâ devam etmesi galiba... Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler...